15 Haziran 2019 Cumartesi

İçsel Kargaşalar



İçsel Kargaşalar


Vefa demişti birileri; can acısı masal gelebilir fakat evvel zaman sana, kalbur ise samana çoktan küsmüş olabilir.  Şimdi seçenekler, tıka basa dolu bir otobüsün içinde peydahlanıyor omuzlarımı çiğneye çiğneye. Bir tarafı sütten ak diğer tarafı adeta acı şarap, ben sınava gider ayak aklıma yine düştü bu çıkılmaz girdap.

 Bir çarşaf düştü gökten ve  yaşamak dendi buna. Bir tahta çubuk sokuldu toprağa, zaman ufalandı herkesin hayatına. Bir sardunya henüz serpilmeden kendi köküne sarılabilir, en parlak ve göz alan yıldızlar bir gün karanlık olabilirmiş. Buz kesen nehirde kalbi kaynarda insanın, sahra çölünde iliği donabilirmiş. Ah bu hayat seni hem seçer hem de seçenek diye heykel edebilirmiş. Şu evrendeki koca bulutlar üzerime yağsa dediğin an, alev ateş yangınlara harlanabilirsin.

Bir damla düştü gökten ve ırmak dendi buna. Bir dağ yıkıldı herhangi bir gencin omzuna, acıyı sırtlandı koca bir Dünya. Bir buğday, ezilmeden ekmek olabilir, gözün gibi baktığın; seni gözünden edebilir. Avazını yankı eden ormanlar seni şarkılara küstürürde, kuru toprak kalbine solist olabilir. Ah bu hayat seni önce ibretlik edip sonra elinden tutabilir. Tüm Dünya donsun dediğin an, kalbinin bağı çözülür, bu tesadüf asırlık uykuna sebep verebilir.

Bir çamur taşlaştı soğuk yeryüzünde ve insan dendi buna. Öfkeli bir rüzgar esti koca yapraklı meşe ağacının birine, hırs ekildi en verimli toprakların dibine. Yüreğini kesip vurabilir bir insan ufacık çocuğu göğsünden ortalamadan. Yitirilen her kalp çamurdan bir kule olabilir, nişancısı toprakların hırsını senden çıkarabilir. İnsanlık yok olsun dediğin an ise  ektiğin topraktan hırs yeşerir.

Bir keçi koşar adım uzaklaştı nemli çayırdan ve hayvan dendi buna. Bir inleyiş duyuldu boynuzlardan sarkarcasına, zulüm şimdi en yakınında. En karanlık geceye uyandı bilmem kimin doğurduğu ve en aydınlık cehennemi tattı insanoğlu.

''Bir insan koşar adım uzaklaştı nemli çayırdan ve düzen dendi buna.'' Bir yakarış duyuldu, belden bacağa oluk oluk kanarcasına, zulüm şimdi ellerinin arasında.


'' Ah bu hayat; önce ellerini kesip sonra bitler iliştirdi insanoğlunun kafasına. ''
 





Share:

12 Haziran 2019 Çarşamba

Murphy Kanunları - Matematiğin İçinde Yaşıyoruz!

Hayatımızın bir evresinde elbette '' her şey bu kadar fazla ters gidemez'' dediğimiz olmuştur. Ve yine aynı şekilde her şeyin gerçekten o kadar ters gittiği durumda kesinlikle kaçınılmaz. Her olumsuz durumun sebebi bir durumun olmasıdır  mantığı  içerisinde olan ''Murphy kanunlarından'' bahsedeceğim biraz. İşin aslı bu kurallarla çevrili kanun pek bahsedilesi değil, bizi ilgilendiren kısım kendi oluşturduğumuz kanunda kendi hatalarımızla hayatımızı zorlaştırıyor olmak.  ABD'li mühendis Edward A. Murphy başarısız bir olaydan sonra kurduğu ''bir işi yanlış yapmanın yolu varsa, bu mutlaka bulunur'' cümlesiyle başlattığı ve sonrasında olumsuzlukları araştırıp, özdeyiş haline getirmesiyle akım haline gelen bu durum aslında oldukça çelişkili diyebiliriz. Daha sonra başta Amerika olmak üzere  diğer Ülkelerde hızlıca çoğalmış ve talihsiz durumlara Murphy kanunları adı verilmiştir.

*Aradığınız şeyi, mutlaka en son baktığınız yerde görürsünüz.
*Herhangi bir şeyin olma olasılığı, bireyde olan istekle ters orantılıdır.
*Saçlarınıza fön çektirdiğinizde yağmur yağmak zorundadır.
*Yapmanız gereken işi, yanlızca eksikliğini anımsadığınızda yaparsınız.
*Telefonunuz hep yoğun olduğunuz anda çalmak zorundadır.
*En beğendiğiniz ürün, stokta kalmamıştır.

Murphy Kanunları




 Yukarıda verdiğim örneklerden her alanda ve hayatın her parçasında yüzlerce yazabiliriz.  Tüm bu olumsuzlukları Murphy Kanunu altında incelediğimizde var olan her şeyin insanlığa savaş açmış olduğunu düşünebilirsiniz fakat bunu düşünürken evrenin yaradılışının düzenden-düzensizliğe doğru ilerlediğini düşünmüyor olabilirsiniz. Eğer hayatta bir olumsuzluğu yok etmek için başka bir yol denerseniz, diğer olumsuzluklara olasılığı çoktan yaratmışsınız demektir. Bu durumda ilk seçenek zaten var olduğunuz ve çözebileceğiniz bir soru iken, olmayan bir şeyi yaratmak ile çözülmezliğe itmiş olacaktır. Aslında insanlık için; önlenemeyen ve hesaplanamayan bir matematiğin içinde var olmuş, yarattığı her sayıya sevinen fakat sayılar çoğaldıkça sorunun çıkılamazlığını sağlayan diyebiliriz. Güneşin batıyor oluşunu maddeler arasında görmediniz çünkü; bu zaten alışılagelmiş ve doğanın kanunu olarak  kabul görmüş bir durum. Acı, olumsuzluk ve hayal kırıklığı gibi insanımsı duygulara karar verirken dahi evrenin matematiğinin dışına çıkamaz, yanlızca olasılıklar çevresinde dolanır dururuz çünkü; yaşıyor olmamız bile bu matematikte yanlızca olasılık. Zamanın içine sıkıştırılmış ve evrende tıpkı bir pinpon topu gibi ileri geri giden bir hayata sahip olmasaydık, telefonun en yoğun zamanda çalıyor oluşu Murphy'nin olumsuzluk kanuna dahil olmazdı. Yaşadığımız-yaşamadığımız her durumu kendimiz bilhassa evrenin matematiği hesaplar ve önümüze koyar, bize yanlızca seçimler ve doğru bakış açısı gereklidir.

Unutmayın ki binanın inşaasıyla hiç ilgilenmeyenler, depreme en çok üzülenlerdir.
                                                                                                                                     Aybüke S. 
Share:

9 Haziran 2019 Pazar

İnsan Nedir?

İnsan Nedir?


Selamlaar! Yine ben ve yine en sevdiğim, bolca içselleştirdiğim insan ve kimlik konusu. Bir kaç zaman önce yazdığım yazıya bir kaç satır ekleyip sizlerle paylaşmak istedim

 Her cevap, farklı yollar sunar insana ve her yol kibarlaştırılmış sorulardır aslında. Aşılamayacak gibi görünen her tümsek diğer taraftan çukur olabilir, düşülen her çukurda insana mübah diye yutturulabilir. Kömür karası,zindan çakması bir odada çemberin içinde dolana dolana döner yorulduğu vakit aklını bir köşeye koyup çemberde daireler çizermiş.Güneş’in içinden doğma,çatlak buzların arasından sızma, erirken donmuş bir nefeste kendine hayat aramaya çalışırmış. Zaman kavramına tapınır, yaşadığı anı ömrüyle yarıştırır fakat piste gelmemişken eli ayağına dolanırmış. Zaferlerini kuş tüyünden yastık aralarında  aklayıp paklar,yenilgilerini  yerin yedi kat dibine gömermiş.

Elindekine niyetsiz ve sevgisiz, ötekine kul köle olacakken bir bakmış her şeye yetersiz.
Kömür karası,zindan  çakması bir odada,çemberin etrafında pervane olmuş. Odanın dikdörtgen olduğunu henüz anlayamamış.  Kışın kar, yazın ılık rüzgar, son baharda kuru toprak suretinde doğmuş, hala dört mevsimin tesadüfüyüm diyormuş.
Dümdüz yola  tümsek, çarşaf gibi denize dalga olmuş ama nice su damlalarında boğulmuş. Baş edemediği dağ gibi yıkıntılar elinin kolunun çarptığı, gözünün çatırdattığı, dilinin kırıp yağmaladığı iken enkaz oldum diye sızlanır dururmuş.

Gideceği yola hazırlık yapıyorken, asfaltı çalmışlar. Beş sene sonrasını hayal ederken, zamanını sondan başa saymaya başlamışlar. Alevten topu koca okyanuslarda yüzdürmeye yeltenirmiş, yüzey fokurdamaya başlayınca ne suyu ne ateşi tanımaz çalınan asfaltın peşine düşermiş. Sıcak aşına tamah etmez, zengin sofralarda hamallık yapıp görüntüye aldanırmış. “Ben şimdi kömür karası,zindan çakması bir odanın köşesinde,neticede benim çemberim dikdörtgendir onun bunun aksine.'' Yazmaya niyetlendim, fakat anlaşılmaya  pek meyilli değilim.
Ne derviş olmaya, ne alim doğmaya gerek var insanı anlamak için. 

“Dikdörtgen bir odada çemberle  beraber dolanır durur, ruhuyla sonsuz bir döngüye hapsolur.”



https://www.youtube.com/watch?v=fEzpsVi1Qd0  Fazıl Say- insan insan önerim olsun. :)
Share:

6 Haziran 2019 Perşembe

Kayıp Şehir Machu Picchu


1983 yılından UNESCO'NUN Dünya Miraslar Listesine almış olduğu Machu Picchu, İnkaların inşa ettiği eşsiz bir mimari olarak günümüze taşınmıştır. İnkalar kim diye soracak olursak; tarih öncesi uygarlıkların arasından en çok ilgi ve merak uyandıran medeniyet diyebilirim. İnka hükümdarı Pachacutec Yupanqui tarafından 1450'de  yapılmış olan ve amacı hala çözülemeyen  bu  eşsiz mimari, dönemin özellikleri dolayısıyla oldukça dikkat çekiyor. İşin ilginç yanı ise İnka şehrinin başkenti Cuzco'nun 80 km ilerisinde olduğu halde İspanyolların Machu Picchu'yu bulamamış olmaları diyebilirim. Deniz seviyesinin 2.430 metre yukarısında bulunması, doğu batı yönüne paralel inşa edilmiş olması o zamanın şartları ile insanların nasıl bu yapıyı inşa ettikleri sorusunu sordurmuyor değil!


Machu Picchu


Deprem bölgesinde olan Machu Picchu aynı zamanda  bol yağış alan ve erozyon gören bu bölgede korunaklı durmak için yaptıkları inşaatların arasında harç koymayıp yapıları afetlere korunaklı bir hale getirmişlerdir. 1911 yılında Amerikalı kaşif ve tarihçi Hiram Bingham tarafından keşfedilmiş olsa da, başka insanların seneler önce  bulduğunu fakat Dünya'ya duyurmadıklarıda söyleniyor. Bu kadar yıl sonra keşfedilmesinin sebebi, oldukça yüksek bir yerde olup etrafının ağaç ve ormanlıklarla kaplı olması diyebilirim. İnkalar savaşçı olarak bilinip, kabileler halinde 40 bin kişilik ordularla yaşadıkları için böyle büyük ve görkemli bir yapıt inşa etmişler diye düşünüyorum.

Machu Picchu


Ulaşımın oldukça zahmetli olduğu Machu Picchu'ya tren en çok tercih edilen araç diyebilirim. Karayolu ile  Cuzco' dan yaklaşık 5-15 saat ile ulaşabilmeniz mümkün. Tavsiye olarak yanınıza bol bol yiyecek alın diyorlar, bir de turist olunca fiyatlar iki katına çıkıyor malum. Benim için Mısır Piramtilerinden sonra en dikkat çekici bulduğum yapı oldu. Peki sen ne düşünüyorsun? Ve Dünyada hala henüz keşfedilmemiş böyle yaşam alanları ve mimariler var mıdır?

Share:

2 Haziran 2019 Pazar

Genel Kültür Nedir?


 
Genel kültüre  bir toplumda zaman ve tarih geçmişi içerisinde öne çıkmış olayların tümü diyebiliriz. Toplumun yaşayış şekli, örf ve adetleride genel kültürü kapsıyor ve nitelendiriyor. Günümüz gençler ve ebeveynleri bilmesi gerektiği yapıtlaşmış bilgileri artık daha kolay bir şekilde sosyal medya gibi araçlardan öğrenebiliyor. Fakat bu kısa ve tembelleştiren yol bizde ne gibi olumsuz durumlara yol açıyor? Deneyimlemeden kolayca edindiğimiz bu bilgilerin ne kadarı doğru ya da bizi nasıl yozlaştırıyor? Kültür:  bireyin   şu ana kadar yaşadığı toplum ve kalıplar içerisinde oluşmuş bilgi birikimlerinin tümüdür.

Genel Kültür Nedir?


Genel kültürün en büyük problemi nedir? 

 Genel kültür  öğrenmesi gereken insanlar olduğu gibi yine en çok problemi yaratan da insanlardır. Teknolojinin tembelleştirdiği insanlar gerek kulaktan duyma gerek tek tıkla elde ettiği bilgilerin doğruluğundan emin olmadan hafızalarına aldıkları için korkunç bir şekilde yozlaşma ve yanlış bilgi meydana gelmektedir.  Bu durumda diyebiliriz ki problem bireyler ve teknolojide. Yanlış ve zamansız kullanılan teknoloji düşüncelerimizi etkilediği gibi genel kültürede olumsuz bir çok etkisi dokunmaktadır. Örnek verecek olsaydım bundan seneler önce yetişmiş dedelerimiz ve yeni neslin çocukları  yan yana geldiklerinde büyük bir kuşak çatışması meydana geliyor.

Bu problemi toplumda nasıl yok edebiliriz?

İnsan doğası ve psikolojisi gereği taklit ve benzeşme ile hayatını devam ettirir. Yani bireyleri topluma kazandıran ebeveynlere işin büyük kısmı düşmektedir. İnsan ilişkileri ve sosyal medya kullanımlarında doğruluğundan emin olup hatta bizzat deneyimlediği bilgileri yayması gerekmektedir. Bilginin en saf ve doğru olduğu kitap ve ansiklopedilerden okuyup topluma daha yararlı işler başarılabilinir. Şunu unutmamalı ki günümüzüde yayılacak büyük ya da küçük her bilgi geleceğin tarihi olacak ve aktarılacaktır.

Her bilgi genel kültür müdür?

 Toplumda ve Dünya'da zaman zaman ön plana çıkan olgular ve durumlar elbet olacaktır. Olduğu gibi yaygınlaşacaktır fakat bu gibi şeyler gelip geçici olmakla beraber yanlızca bireyleri oyalayıp özlerinden uzaklaştrmaya yarayacaktır.Her bilgi kesinlikle genel kültür değildir fakat toplumdaki ilgi ve akımlara göre gereksiz ve değeri olmayan bilgilerde göz önünde bulunabiliyor. Olaya farklı bir açıdan bakmak gerekirse; Türkiye'de yaşarken gördüğünüz hayat standartları ve yaşayış şeklini Dünya'nın bir ucundaki Afrika kıtasında görmeyeceksinizdir. Nedeni ise toplumu kökünden etkileyen ''genel kültürdür''.


Genel Kültür Nedir?





Share:

29 Mayıs 2019 Çarşamba

George Peabody Kütüphanesi ABD


Selamlar, ufak bir internet kesintisinden dolayı bir kaç gündür yazamadım birde malum Antalya'da bunaltıcı sıcaklar başladı. Artık yaza girmemiz ile (yani en azından burası için öyle) üzerime bir yorgunluk,üşengeçlik çöktü. Okuyorum blogları yaz heyecanı, ferahlığı sarmış, bana gelemedi aşırı sıcaktan olsa gerek. Ufak tefek yazılar yazsam bile uzun uzun yazdığım dönemlerdeki gibi uğraşamıyorum nedense bu ara.   Konumuza gelicek olursam, internette gezerken karşıma çıkan bir kütüphaneden bahsedeceğim ama öyle sıradan bir kütüphane değil, en kitap okumalık, bol bol fotoğraf çektirmelik 😜 , atmosferi ile insanı resmen iç huzura erdiren George Peabody Kütüphanesi. Ben ilk gördüğümde çok hoşuma gitti, kat kat kitaplar, büyüleyici mimarisi ile kendine hayran bırakıyor. Amerika'nın Maryland  eyaletinde bulunan en büyük 20. şehir olan Baltimore'da halka açık  Peabody Kütüphanesinde yapılan yanlızca kitap okumak değil,   sanat galerisi,müzik okulu ve çeşitli sergilere ev sahipliği yapan bir kültür merkezi diyebiliriz. Şöyle bir fotoğrafa baktığınızda anlayacaksınız zaten.

George Peabody Kütüphanesi 



6 seviye dökme demirden oluşan bu kütüphanede çeşitli kutlamalar, evlilik törenleride yapılıyor, halka açık ve girişi ücretsiz. Tabi organizasyonlar için şıklığının karşılığını elbette alıyor.  George Peabody 1857 yılında kendi ismini vererek kullanıma sunmuş, 1982'de John Hopkins üniversitesinin araştırma kütüphanesi olarak kullanmaya başlamışlar. Gidip gören, gezgin bir kaç  arkadaşın yorumlarını okudum, sanırım tam olarak çıkmaya izin vermiyorlar merdivenleri, ama dinlendirici bir atmosferin olduğu kesin, dinlenme odalarıda varmış.  Bir de kurucusu George Peabody'e  bakayım dedim, kendisi varlıklı bir hayırsevermiş, bir kaç tanede kitabı var falan filan.

 George Peabody Kütüphanesi


İçinde 300.000' e yakın eser olduğunu söylüyorlar. İhtişamlı görünümünü sevdim sanırım ben ya, normalde sadeliğe daha yakın olsamda Türkiye'de okumaya teşvik için olmalı bence böyle bir yer.🤣
Dedim ve araştırdım, şöyle bir görsel buldum;


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Kütüphanesi


Çanakkale Onsekiz Mart üniversitesinin merkez kütüphanesiymiş, aklımızda olsun.

Share:

24 Mayıs 2019 Cuma

Kardeşe Mektup



Kardeşe Mektup 


Duvarın görünmeyen tarafında depremlerin ve kalp kırıklıklarının olmadığını söyleyenler ile enkazının üzerinde tepinenler aynı insanlar olacak.

Hevesle öğrendiğin ilk cümleyi başkalarına satırlarca kitap yazmak isteyebilirsin, ama yazdıkların saç tellerine ağır geldiğinde,omuzlarına yüklenecek kişi sadece sen olacaksın, unutma ki yazdığın kitaplar yanlızca güzel zamanlarda okunur.

Adım attığın yollarda arkandan sinsice seni takip ettiklerini hisettiğinde, izini sürebilmeleri için onlara tecrübelerini bırak. Altından kalkamayacaklarını hissettikleri anda yollarından kaybolacaksın.

Yorulduğunu hissettiğin ilk an sakın ola yeni yetme bir uykuya kapılma çünkü; onlar savunmasız anında dayanacaklar kapına. Uyuma ki, ilk yorgunluğun kahkahalarınla kutladığın zaferin olsun.

Bazen bitiş çizgisine en son varan sen olabilirsin sakın üzülme, bu vardığın değil geldiğin yerin sadakatindendir ve kalbi kuş tüyünden olanlar için yarış bile savaş kötülüğündedir.

Sevgi vererek büyüttüğün çiçeğin toprağı sana zehirli bir sardunya armağan edebilir. İşte o toprak senin hayatın, karşına çıkan zalim omuzlar, toprağından beslendikleri için değil, nefes almayı öğrenemediklerinden zalim olmuşlardır.

İki dakika tutar mısın diye eline tutuşturdukları poşetleri bir ömür almaya gelmeyecekler, onları beklemek gibi bir hataya düşme sakın çünkü; bir insanı mahkum etmenin en kolay yolu onu beklentiye ikna etmektir ve mahkum eden edilenin asırlık yarası olacaktır. 

Bazen bir bekleyiş tarifi olmayan vazgeçişlere sebep verir. Yolun sonundaki duvara çarpmadan orada yavaşlaman gerektiğini öğrenemezsin, o yüzden senin ışıkların hep yeşil yansın.

Kaçmak istediğin o evin tuğlalarını pamuktan inşa etmelisin, bazen sığındığın yer sonsuza dek uzaklaşılması gereken nokta olabiliyor. Oturduğun yemek masalarına, dinlenmek için uzandığın meşe ağaçlarının altına, ayaklarını soktuğun soğuk denizin kumlarına götürdüğün tarifi olmayan kaybedişler, en keyifli zamanlarında seni karın boşluğundan vurabilir. Böyle zamanlarda aklına gökyüzünü getir, çünkü saflığa en çok saf olan yakışır.  Bir hastane koridorunda, kim bilir belki bir günün doğumunda, çocukken tırmanamadığın o parkın en güzel kaydırağında rastlaştığın hatıralar peşini hiç bırakmasın. Sana kendini hatırlatmak isteyenler  kendinden çok uzaklaşmış insanlar olacak . Hayallerin hep gökyüzünde, gökyüzü ise ellerinde doğsun.

''Yaşanmışlıklar bazen, kantin sırasında hep itilen o çocuk kadar yılgın ve küskündür. Hayatın seni itmemesi dileğiyle. ''

                                                                                                                               Sevgiyle kal. 

Share:

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Gerçek Mutluluk Nedir?

Yine içimde yazacak kütüphane dolusu sayfalar olduğu halde, bilgisayarın başında dona kaldığım saatlere girmiş bulunmaktayız. İçimdeki soru işaretleri kağıda ne zaman yansısa, misli ile zihnimde çoğalıyor. Aslında anladım ki düşüncelerimi katmadan, soyutlayıp içselleştirmeden  yazabilme işi pek bana göre değilmiş. Fazla uzatmadan konumuza gireyim gerçek mutluluk nedir? Peki kaçımız gerçek mutluluğa sahibiz? İnsanoğlunun her zaman doyumsuz fakat sonsuzluğa  olan bakış açısının korkak olduğunu düşünürüm. Yani sonu arayıp bulduktan sonra, sonsuzluk için çabalayan, hayatını hep zıt paradokslarla sürdüren canlılarız diyebiliriz. Evini aramak için yola çıktığı ormanda bir kuyuyla karşılaşan insanın o an için önceliği evinden çok kuyunun dibinde ne olduğudur. Çünkü bilinen ve yaşanılan her zaman daha sıradan ve engebesiz gelmiştir. Aslında düşünce sistemi tam olarak şöyle gelişir; orada bir ev var, içinde hayatımı sürdürebilirim. Burada bilmediğim bir kuyu ve soru işaretleri var, öyleyse burası öğrenebilmek adına karşıma çıkarıldı. -günümüzde insanlar pek düşünmeyi tercih etmeseler de genel insan zihninin işleyişinin böyle olduğunu düşünüyorum-


Gerçek Mutluluk Nedir?
Mutluluk kavramı bir çok ünlü düşünür ve filozof tarafından tanımlanmış olsa da. Bana göre gerçek mutluluk bir kavramdan öte yaşayış şekli ve düşünce sistemidir. Yani bunu tanımlayacak olgu yanlızca insanın kendisidir. İnsan ise ayrı bir başlık konusu olabilecek genişlikte olsa da , yine fikrimce Dünya'da 7 milyar insan değil 7 milyar tür olduğudur. Bu gibi konuların yanlızca kelimeler ile etrafına çit çekildiğine ve gerçek mutluluğun, insanlığın yanlızca uydurma olduğunu düşünürüm.

Filozoflara Ve Yazarlara  Göre Gerçek Mutluluk Nedir? 


1- Ünlü filozof Friedrich Nietszche'ye göre büyük işler yapanların acısı çok olduğu gibi küçük işler yapanların acısıda küçük olurdu. Bunu gerçek mutluluğa uyarlayacak olsaydık yine aynı sonuç çıkacaktı. Yani mutlu olmak için hayatında köklü değişiklikler yapan bir insanın hedefe ulaştığında elde ettiği sonuç ile, küçük değişiklikler yapan insanın hedefteki sonucu bir olmadığı gibi, kaybedilenlerde bir olmayacaktır. 

2- Yine örnek verecek olsaydım, 19. yüzyılın başında yaşamış olan Soren Kierkegaard'a göre mutluluk aranan ya da bulunan değil yaşanılanın bizzat kendisi olarak tanımlanıyor. Yani mutluluğu aranan her dakika ondan uzaklaşılan dakikadır, deneyim her şeyin öncesinde gelmektedir.

3-Antik Yunan Filozofu olan Sokrates'e göre ise; ''Mutluluk daha fazlası için uğraşarak değil, azdan keyif alma kapasitesidir'' olarak tanımlanmıştır. 

4- Biraz da 20. yüzyıl edebiyatından hayatı boyunca mutluluğu pek az görmüş ve kendini bir böcek ile içselleştiren  Franz Kafka'nın  bir sözünü paylaşacağım sizlerle;  ''Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olmayacağını anlamaktır mutluluk.'' Kafka'ya göre mutluluk sadece kendisini hatırlayabilmek belki de bulabilmekti, çünkü nerdeyse her romanında kendisine olan muhtaçlığını ve eksikliğini dile getirmiş, bu Dünya'nın ona göre bir yer olmadığını anlatmıştır. 

5- Alman filozof Kant'a göre ise mutluluk insanın tüm tüm eğilim ve ihtiyaçlarından arınıp bağımsız yaşamasıyla olabileceğine inanmaktadır. Yani bir şeye ihtiyaç duymama ile mutluluk zaten kendiliğinden gelecektir. 

Filozofların Düşünceleri


Yani anlayacağınız, kocaman bir okyanusun içinde sınırsız mutluluk ve refah var siz hangi tarafında yüzmek, nasıl tanımlamak istiyorsanız sizin için mutluluk o şekle giriyor.  Peki sana göre mutluluk ne?
Share:

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Öz Şefkat Nedir?

Öz şefkat kavramı ile ilk tanıştığımda aklıma insanları sevme, hayata karşı sağ duyulu davranma ve hoşgörü gibi kavramlar gelmişti. Aslında tam da öz şefkatin ele aldığı   hep dış dünyamızı ve insanları doyurma arzusunu, kendimize açtığımız bitmek bilmeyen savaşların mağlubuda galibide yine kendimiz olduğunu kendimle ispatlamıştım. Şefkat kelimesini insanın özünden uzak anlatacak olsaydım -bu her ne kadar mümkün olmasa da- yaşama arzusu ve egonun bir diğerine aktarımı diyebilirdim. Aslında demek olmuyor ki şefkat gösterdiğiniz her şeyi ego tatmini ve onaylanma arzusu ile yapıyoruz, hayır sadece zihnimizin motivasyona ihtiyacı var ve bize farkettirmeden bu duygulardan besleniyor.




Öz Şefkat Ve Doğa
Öz Şefkat Hayatımızın Neresinde?


Şimdi hayatınızdaki; tüm kayıpları, mikrofonu kendi ellerinizle verdiğiniz halde susmadığı için acı çektiğiniz  düşüncelerinizi, adını bilmediğiniz yollardaki zincirleme kazaların sebebi oluşunuzu, herhangi bir depremin enkazı altında kendinizi sorgulayışlarınızı, yetemediğinize inandırılmış düşüncelerinizi uzunca beyaz bir masaya koymanızı istiyorum. Bu beyaz masada sizin acılarınız duruyor ve tabakların içindeki her şeyin tadını epey iyi biliyorsunuz. Ve şimdi masanızın yanına uzunca siyah bir sofra daha kuruluyor ve üzerinde tıpkı sizinkiler gibi tabaklar sıralanmış. Sizden iki sofra arasında bir seçim yapmanızı istiyorum. Bilmediği masaya oturacak cesareti gösteremeyenler; tadını iliklerine kadar hissettiği acılarını, hayatının sonuna kadar ısıtıp ısıtıp yiyecek. Siyah masayı tercih edenler deneyimlediği tatlar sebebi ile hoşuna gitmeyen tabağı sofradan çıkarabilecek. İşte siyah masa sizin öz şefkatiniz. Kendinizi yenileyip cesaret göstermediğiniz her an yaşanılmış ve tatsıza mahkum kalırsınız, bakın bırakılırsınız demiyorum çünkü: tercih sizin zihninizde. 


Öz şefkate bir tane daha örnek verecek olsaydım, öğrenci-sınav ilişkisi diyebilirdim. Düşük not aldığında öğretmene ve sorulara yük bindiren fakat yüksek notunu kendi başardığını anlatan öğrenci dolaylı yoldan bize öz şefkati anlatıyor aslında. Üzgün arkadaşınızı gördüğünüzde teselli etmek ne kadar vicdani bir olay ise kendinizi motive etmek,kendinize sarılmak hatta kendinizi koruyup kollamakta o kadar vicdani ve normal sayılmalı. Kendinin en iyi arkadaşı olmak bazen sorunları çözmede işe yarar. Yeterli olduğunuzu düşünmediğiniz bir olaya dert yakınıp içe kapanmaktansa ''evet yeterli değilim ama bunu başarabilirim'' diye telkin etmek işinize yarayacaktır. Unutmayın başarısızlığı ve acıyı kabullenmek onu onarabilmenın ilk aşamasıdır. Ve toprağın üstünü bir mermerle kapatmak sadece toprağın çürümesine ve havasız kalmasını sağlar. İnsanı en iyi kendinden olan anlar.


Öz Şefkat Ve İnsan


Öz Şefkat Kuralları Nelerdir?


Sev,sev,sev arkadaşım. Yıkıp döktüğün düzeninide, başaramadığın işini de, yapamadığın yemeğide sev. O deprem olmasa enkazın altında kalmayacaktın ama o deprem olmasa o bina yeniden inşaa edilmeyecekti. Herkese yetirmeye çalıştığın sevginden kendine pay bırak ki verebilecek enerjin olsun. Aslında hayat o iki masanın arasında, karşıya geçebilenler ve kendi acılarını ısıtıp ısıtıp yiyenler arasında geçip gidiyor. Bazen bir liseli gibi davranmalı aldığımız iyi notları kendimize pay çıkarıp, negatifleri hayata yükleyebilmeliyiz. Peki sen hangi masadasın?

Share:

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Kişisel Gelişim Nedir?



Uzunca bir aradan sonra hepinize merhaba arkadaşlar. Eskisi gibi yazmadığım bloğuma yeni konsept ve bakış acısıyla geri dönmüş bulunmaktayım. Bu arada elbette bolca yazdım fakat sadece blogda paylaşacak zamanı bulamadım. Hoşuma giden, merak ettiğim ya da sizlerle paylaşmak istediğim bilgileri ve tabi ki olmazsa olmaz melankolinin dibini sıyıran denemelerimi burada sık sık sizinle paylaşacağım, şimdiden destek ve yorumlarınız için teşekkür ediyorum. 🎈



KİŞİSEL GELİŞİM NEDİR? 



 Gelelim bugün ki konumuza; üzerinde durmaya bayıldığım insan,insan ve insan. Dünyada var olan her canlı gibi kendini koruma ve çoğalma içgüdüsüyle bezenmiş, anatomik ve duygusal olarak diğer tüm canlıların öncüsü olan bizler. İnsanlık varoluşundan itibaren, üretip araştıran; aynı zamanda yıkıp yok eden bir tür olarak çelişkinin en derinliğini yaşayan canlılardır. Ne kadar çeşitli tezler ve afilli makaleler yazılsada insanlık bana göre; ''Elindekine niyetsiz ve sevgisiz, ötekine kul köle olacakken bir bakmış her şeye yetersiz'' satırından öteye gidemeyecek. Yüz yıllarca insan psikolojisi ve tepkimeleri toplumu kişisel gelişime itmeyi sağlamış ve soru-cevap gibi basit bir denklemi bir dal haline getirmeyi başarmıştır. Kişisel gelişim: modern toplumlarda bireyin günlük yaşamında karşılaştığı sorunların tümüne çözüm odaklı yaklaşmayı öğütleyen, sosyal ve iç dünyasında ılıman, kontrollü olmayı destekleyen düşünce şekillerinin tümünü kapsar.  Öyle kapsamlı bir konudur ki; inanır mısınız insanın nerede ve ne şekilde mutlu olabileceğine, yüksek mevkide yakaladığı bir iş fırsatının onun için en iyisi olabileceğine inandırabilen bana göre ''öznel'' fakat kocaman bir kesimin bu işi nesnelleştirmede  oldukça başarılı olduğunu görebiliriz. 








KİŞİSEL GELİŞİM BİZDEN NE İSTER?



Günümüz kişisel gelişim algısını ve ürünlerini anlatacak olursam, isterde ister arkadaşlar... Zorunda olup yorgunluk çektiğiniz bir işi kahkahalar atarak yapmanızı, kıyısından köşesinden geçmedikleri kayıpları akan çeşmeye benzetmenizi, sizi kırmış bir sevdiğinizi ''giden gitmiştir'' mottosu ile bakteri muamelesi yapıp  hayatınızdan çıkartmanızı ister.  Kendi farkındalığınızı keşfetmenizi isteyip, belki çocukluğunuza bile inebilirler dikkatli olun derim 🤪. Her şey bir yana  fikrimce kişisel gelişimin tek bir kuralı olsaydı; bu insanın yanlızlığında gizli olur ve her şeyden bağımsız düşünüp hareket ettiğindeki duygu-durum olgusunun ta kendisi olurdu diyebilirim.  Örneğin; mutsuz bir insanı kişisel doyuma ulaştırıp iyi hissettirmenin yolu  '' her şeyin güzel olduğu mavi kırlentli diyarlarda gezdiğini hisset, hayat yaşamaya değer, kimse senden değerli değil'' güzellemelerinden geçmez ve  bunu benimsemiş insanlarda kesinlikle  kalıcı hayal kırıklığına sebep olur. Demem o ki bazen insanların dış dünyadan müdahele almadan çarptıkları duvar onları içinde huzurlu yaşayabilecekleri bir bina inşa etmeye itecektir. 




KİŞİSEL GELİŞİMİN İLKLERİ NELERDİR? 



Kişisel gelişim ilk olarak Batı Edebiyatının 1800'lü yıllarında Samuel Smiles'in kaleme aldığı Self Help  başlığı altında topladığı ve ilk cümlesinin '' Sema kendilerine yardım edenlere yardım eder'' ile başladığı  kitap ile oluşmuş  ve  diğer bir çok örnekle devamını getirmiştir.  Kişisel duyarlılıktan, semalardan ve yardımdan, ''giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir'' felsefesine evrilmiş bu gelişim olayını günümüz şartlarında okuyorsanız bir daha düşünün derim  ben 🤣.  Türk edebiyatında yok mu bu kişisel gelişime örnek dediğiğinizi duyar gibiyim. Biraz da bireyi ahlak ve erdeme iten,toplumsal düzeni sağlayıp insanı  Tanrısal ışığın altında beslenmeye iten nasihatnamelerden bahsedeyim.  İlk örnekler Anadoluda Yunus Emre'nin  Risaletü'n Nushiyyesi, Ahmet Faik'in Çarhnamesi denilebilir. Ahlaki didaktik özellik taşıyan bu eserlerinde Türk Edebiyatımızda önemli yerleri vardır. 







KİŞİSEL GELİŞEMİŞ İNSANLAR KİMLERDİR?

Eğer başınızda sürekli hayatın mükemmel olduğunu, başınıza gelen talihsiz olayların sizin aşmanız için yollandığını, üzgün ve hüzünlü olmanın sizi kötü etkileyeceğini ve bunun için hayata gülümsemeniz gerektiğini tekrarlayan kim varsa kişisel olarak gelişmemiş insan odur diyebiliriz. 
Etrafınızdaki kötü şeylerin sizi kovalayıp hayatınızı verimsiz ve boğucu geçmesini sağlaması için çabalamadığı gibi kötülüğü dokunduğunda da bunu sizi güçlendirmek için falan yapmayacaktır. Hayat size her zaman pürüzsüz bir asfalt verip yolu bitirmenizi beklemez ve bununla beraber bazen yol bile vermeyi tercih etmeyecektir. Şimdi size soruyorum, olmayan bir yolu gökyüzüne kahkahalar atıp yürüdüğünüzü sanmak mı? Yoksa hüzün ve acıyla yüzleşip kendi yolunuzu çizmek mi? Kişisel olarak farkındalığa ulaşmanız sizi elbet tatmin edecektir lakin, farkındalıktan ziyade gerçek kimliğinizi ortaya çıkarmak sizin yolu daha net görmenizi sağlayacaktır. 

Share:

Okuyucularım🌱

Beni mail adresinden takip et!

Popular Posts

Categories

Bumerang - Yazarkafe

Blog Archive

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hot News

About My Mag

Facebook Like